Skip to content

KIRKTUĞ İlim,Kültür ve Sanat Dergisi

default color light color
Konumunuz:ANASAYFA
Mahpus Günlüğü Yazdır E-Posta

Mahpus Günlüğü‘Bismillâhi evvelehü ve âhirehü’

‘Karanlığın son çırpınışlarında
Bıraktım kederleri’

Koskoca iki senenin ecele yolculuğumdan silinmesiydi hayatıma girişin. Sabahlara kadar demlediğim hüznüme ezanın ilk sesleriyle son vermeyi öğrendim. Her sabah umuda açtım perdeleri, her sabah yine senle, yine sana ve yine senin için doğdu güneş. Günlerin tülleri, benzediğin –ya da benzettiğim- Güntülü ile aralandı ‘Ruh’umda. ‘Adam’ olmak seni sevmekti temmuz sıcağında. Hem de terk ederek kederi, hem de sıyrılırken gece, hem de son yudumunda fincandaki çayın. Sen varsın diye kalınmalıydı artık, sen varsın diye orada olunmalı… Sen varsın diye geçilebilmeliydi yıllardır önüme konulan engel. Hatta sen geleceksin diye beklenmeliydi günün sonu, işkence saydığım her dakikaya rağmen.

‘Canhıraş haykırışlar
Kurtarmaya yetmedi gözlerinden…’

Ellerimi olmasa bile gözlerimi kelepçeledim huzurunda her defa. Göğün terk ettiği maviyi gözlerinde görmek hürriyet demekti. Benimle geçirmek için izin aldığın her dakika, ömrüme yılların hediyesiydi. Her bakışım müebbet ve her bakışım ‘acaba’ydı. ‘Doğru’ olması bir yana, ‘nasıl’ süreceği en büyük ıstıraptı. Mahpus ve mütereddit, ama seninle geçirdiğim her an, o sınırlarda, namluların sana çevrilmesiydi belki istemeden. İstemeden cefa, istemeden gözyaşı, istemeden paylaşmaktı onca sıkıntıyı. Gözlerinin önünde, gözlerinin yüzünden, bütün feryatlarıma rağmen kurtulamadım gözlerinden.

‘Yüreğimi saçlarına bağladım.’


En güzel kelimeler bile manasını yitirirken yanında, konuşmanın ilk defa ‘zor’ olduğunu öğrendim. Ne kadar zorsa konuşmak, susmak da bir o kadar çirkin duruyordu. O yüzden her defasında ‘bütün kelimeleri tükettim’. Lûgatın yetmediği anda imdadıma yüreğim yetişti. Ve her defasında korktu parmaklarım, saçının tek teline değmekten. Bir ömür muhasebesi yapılacaksa, zarar etmeliydi parmaklarım, titrerken. Dokunmadan gönlümü asabildiysem, hatta sımsıkı kavrandıysa yüreğim, saçlarına dokunmak ancak kirletirdi masumiyeti. Aylar önce darağacına çıkan çocukluklarım keşke yanı başımda olabilselerdi.

‘Tutukluluk halimin devamına
Tebessümün hüküm verdi.’

Mamak zindanlarına hapsedilemezken bedenim ve kırarken zincirleri ayaklarımdaki, kor gibi tebessümüne boyun eğdim. Kaçmak istemeden, arzu ederek, ellerimi bağlayıp önünde, boyun eğdim. Bütün celselerde kalemlerim kırıldı. Çocukluklarımın kanını sürdüğüm darağaçları, tanışamadı yüreğimle. Müebbede hüküm verirken tebessümün, kendi ayaklarımla girdim zindanlara. Deniz kadar engin, gök kadar mavi, iman kadar gerçek, kar gibi aydınlık mahpusluk günleri… Şükretmeyi bilerek…

Demirler erittim en saf halimle. Umut, bir kısrak gibi emzirdi bağrında. Yangınlar çıkmalıydı eriyen demirlerde. Güntülü hayallerde yaşayan bir gerçek, bütün cefalar hayal olmalıydı gerçeğin içinde… Unutmadan…

Oğuz ATALAY

 

Yazı ile ilgili görüşleriniz için lütfen tıklayın  

 

DUYURULAR

Kırktuğ Dergisi'nin Mayıs 2010 sayısı yayına girmiştir.

CUMARTESİ PROGRAMI

Genç Akademisyenler ve Üniversiteliler Derneği'nde Bu Hafta: 26 Aralık 2009 Cumartesi günü saat 18.00'de MHP eski MYK Üyesi İsmail Hakkı KÜPÇÜ konuşmacı olarak teşrif edeceklerdir. Sayın KÜPÇÜ "2023 Yılında Dünya ve Türkiye" konusunda seminer verecektir. Katılımlarınızı bekliyoruz. GMK Bulvarı 114/9 Maltepe/ANKARA 

SANAT

Sinema

Genç Akademisyenler

YÖNETİM
FAALİYETLER

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Anket

İstatistikler

Ziyaretçi: 429765

Kimler Çevrimiçi

Şuan 1 konuk çevrimiçi

Syndicate