Skip to content

KIRKTUĞ İlim,Kültür ve Sanat Dergisi

default color light color
Konumunuz:ANASAYFA
II. Cumhuriyetçiler ve Liberalizm Yazdır E-Posta
II. CUMHURİYETÇİLER VE LİBERALİZMTürk aydınının toplumsal meselelerdeki gayr-i millî tutumu, halkımızın nazarında pek itibar görmemekle birlikte şaşırtıcı bir durum olmaktan öteye gidememiştir. Türk münevverinin tarihî gelişim merhalelerinde dikkat çekici değişmez bir gerçek ise pozitivizm ve bundan kaynaklanan batı taklitçiliğidir. İki yüz yıllık modern düşünce tarihimiz, tıpkı devletimizin iki yüzyıllık siyasî tarihi gibi şaşkınlıklar, hayal kırıklıkları, ümitsizlikler ve devamlı perişanlık halindedir.

Tanzimat’tan beri Türk aydınının içine düştüğü bunalım devletin gidişatıyla oldukça paralellik gösterirken taklitçilik ve kozmopolitiklik ise değişmeyen ruh halinin dışa vurulmuş şeklidir. Yüz elli yıl öncesine kadar Türkiye’yi ziyaret eden yabancı yazarlar halkımızda ve aydınımızda basit ve laubali davranışlardan eser bile görmediklerini şaşkınlıkla söylerken günümüz aydınında bu kıymetlerden eser bile görmemek, gerçekten üzücü olmakla beraber düşündürücüdür. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte inkılapçı bir yapıya bürünen aydın tabakası, Atatürk’ün vefatıyla beraber onun şiar edindiği muasır medeniyetler seviyesine ulaşma gayesini her zaman olduğu gibi kendisine göre yorumlamış ve bu muntazam gaye tam bir beynelmilel ve taklitçi bir kimlik yüklemiştir. Millî Şef (!) döneminde batılılaşma gayesine hizmet etmek adına Batı düşüncesinin gelişim merhalelerinde önemli bir etkiye sahip olan Helen (Latin Yunan) kültürünün klasiklerini Türkçe’ye çevirerek ilköğretimin temelini oluşturma gayreti içerisine girilmesi, kendi halkına karşı küçümseyici bir hâl takınılması aydınımızın içine düştüğü buhranı apaçık ortaya sermesi bakımından dikkat çekicidir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında inkılapçı ve Batı taklitçisi hüviyete bürünen aydınımız, daha sonraki aşamalarda Batı Dünyası’nı da derinden etkileyen (68 Kuşağı, Sorbonne baskını) tantanalı sol akımların da etkisiyle Marksist fraksiyonların Türkiye’de temsilcisi olma yoluna gitmiş, 1961 anayasasının getirdiği aşırı özgürlükçü ve müsamahakar hava, ülkenin yönünü batı istikametinden çıkarmış ve Sovyet peyki olma yoluna sokmuştur. İlk başlarda basit bir tezat gibi görünmesi kafalarda bir şüpheye yol açabilir. İnkılapçı ve kozmopolit, materyalist bir kimlikten nasıl olur da kolektivist, korumacı ve diktatoryal bir yapıya doğru yön değiştirebilir. İşte tam bu noktada konu netleşiyor, düğüm çözülüyor. Modern Türk siyasi hayatının gelişimiyle paralellik gösteren materyalist davranış kalıbı, ülkedeki elit tabakanın zihni yapısının da temelini gösteriyor aslında.

Asıl gerçekliği maddede arayan, manayı ise hiç önemsemeyip değer vermeyen bu elit tabaka, yılanın deri değiştirmesi misali, kolayca dünya görüşüne farklı ideolojilerle şekil verebiliyordu. Yeni kimliğine bürünmüş olarak siyasi arenaya adım atan aydınımız, bu sefer de siyasi, iktisadi ve kültürel çöküntüden faydalanarak ülkede tam bir anarşi ortamının yayılmasını sağlamış, ülkenin toplumsal huzuruna     ( bir daha onarılamayacak şekilde) büyük bir darbe indirmiştir. Genç dimağları kendi materyalist felsefeleri icabında lekeleyerek, Marksist öğretiyi toplumun büyük bir kesimine yaymak için uğraşmışlardır. Ülkeye anarşi ortamını hâkim kılan zihniyet, giderek 12 Eylül’e giden süreci de tetikliyordu. 

1980’lerin başında ülkede esen liberal politikaların da tesiri ile Türk modernleşmesinin değişim sancılarının ortaya çıkardığı başarısızlıkları tam anlamıyla ayyuka çıkarıyor ve toplumsal hayata giderek yabancılaşıyordu. Milli kültürü ve toplumsal yaşamı hiç olmadığı kadar tahrip eden bu sistem, şahsi teşebbüsü, devletin sınırlandırılmasını, hayvani bir özgürlüğü getirirken milli yapıyı kemiren bir tahtakurusu misali, ne var ne yok elimizden alıp götürüyordu. Bir de buna doğu bloğunun (Varşova Paktı) çökmesi eklenince, aydınlarımızın temel dayanağı olan, Sovyet oligarşisi toprağa gömülüyor, dünün peykleri (uydu ülkeler) bir bir özgürlüğe kavuşuyordu.

İçinde bulunduğu duruma (bir bukalemun tarzında)  kolayca adapte olabilme başarısı gösteren değerli (!!!) aydınımız, fikri hayatına yeni bir hüviyet kazandırmak adına yeni sisteme kolayca uyum gösteriyor, dün komünistken bu gün liberalist  mantığını toplumun hafızasına adeta kazıyordu.

Liberal sistem Batı aydınlanmasının, gelişim sürecine paralel olarak organik dünya görüşünden mekanistik evren anlayışına geçiş aşamasında zuhur etmiş, sanayi devriminden sonra ise, batı emperyalizminin vurucu silahı olan kapitalizmin temelini teşkil etmiştir. Toplumun çıkarını, kamunun iyiliğini, milli ve manevi değerleri, bireyin özgürlüğünü ve girişimci ruhunu engelleyici kolektivist (bütüncül) değer yargıları olarak niteleyen liberaller, merkezi ve üniter bir devlet yapısından da memnun görünmemektedirler. Daha çok adem-i merkeziyetçi (federatif) bir yapının ülke sorunlarına daha çarpıcı şekilde yaklaşacağı ve halkın yönetime daha kolay bir şekilde katılacağı palavralarını dillerinden düşürmeyen, teorik saplantılarını gerçek hayata intikal ettirmeye çalışan, ayrıca toplumsal yaşamı bir kadavra misalince inceleme adına, kesip biçmeye yönelen bu sistem, tüm materyalist doktrinler gibi Türk milli hayatına en az komünist sistem kadar zararlıdır. Bu sistemin milli-manevi yapıya zararlı olması itibariyle, aydınımız tarafından kabul edilmesi için gerekli şartları taşıdığı anlamına geliyordu ki öyle oldu. Bu sistemin, zehrini milli yapıya nasıl kanalize edebilir diye düşünecek olursak elbette ki basın denilen ve asla Türk çıkarlarını savunmamış daha doğrusu Türk olmamış daima belli merkezden yönetilmiş ve satılmış bir sektör eliyle.

Basını ellerinde tutan birkaç çıkar gurubunun teşviki ile önemli köşe başlarını ele geçiren bu zavallılar, halkın sistemle olan anlaşmazlıklarını da suiistimal ederek zehirlerini milli yapıya enjekte etmekte hiçbir çekince duyamamaktalar. Öyle ki sistemin halkla arasını açan şartları da oluşturanlar, bizzat kendileri olduğu için bir nevi danışıklı dövüş ortamı oluşturuyor ve bu ortamı da suiistimal etmekten hiç çekinmiyorlar.

Cumhuriyetin temel niteliklerini oluşturan Türk inkılabını Fransız devriminin şark versiyonu oluğunu iddia ile devrimin, laik, jakoben, nasyonalist, kimliğinin oluşma evresinin yani aydınlanmanın ilk evresinin tamamlandığını ikinci evreye başka bir deyişle de ikinci cumhuriyete geçilmesi gerektiğini ifade etmektedirler. Türk devletini ve yapısını Fransa’nın şarktaki bir portatifliğinden ibaret görmekle geleneksel taklitçilik anlayışlarına sadık kaldıklarını göstermiş oluyorlar. Zaten Türkiye’de basının hiçbir zaman Türk çıkarlarını savunmamış olması da aydınımızın içine düştüğü buhranı görmek açısından oldukça önemlidir. Basın özgürlüğünü kendi anladıkları ve kâinatta sadece hayvanlara özgü bir özgürlük açısından ele alan bu zavallı güruha en güzel cevabı ulu önder (TBMM’ nin ikinci dönem üçüncü toplanma yılını açarken) vermiştir. Atatürk “ İnsan vicdanlarında yerleşen inançları, basının özgürlüğü ve siyasal özgürlüğün belirmesi gibi, aslında aziz olan etkenlerin, toplumu acılara ve yozlaşmaya götürecek, yanlış yollarda kullanılmasına toplumsal yapının en başta varlık nedeninin kendisi engeldir” diyerek, ister istemez bu materyalist oluşuma da en güzel cevabı veriyor. Bugün ulusal basında! Yüksek tirajlı gazetelerde hemen hemen önemli yetkilerin tümünü ellerine alan bu şahıslar, dışarıdaki ağababalarından (sözde AB fonu) akan paralarla ceplerini doldururken milli ve manevi yapıya hiç olmadığı kadar tesir etmeye, ayriyeten zehirlerini dehşetli bir biçimde kusmaya devam ediyor. Aydınımızın içine düştüğü çarpıcı durumu göstermek adına basınımızın hangi ehil ellerde olduğu niye, kime, niçin hizmet ettiğinin bilinmesi necip milletimiz için hiç de zor olmayacaktır. 

Türk aydınının tarihi yapısını ve karakterini tahlil etmeye çalıştığımız bu yazımızda, gerek geçmiş dönem gerekse içinde bulunduğumuz zamanlardaki acınası durumu gözden geçirdik. Unutulmaması gereken şudur ki milli ve manevi yapımıza tarihte eşine az rastlanacak büyük bir saldırı mevcutken, hiç olmadığı kadar dinç ve hazırlıklı olmalıyız. Türk milliyetçileri her dönemde farklı kisveler altına girmiş bulunan bu acınası insan müsveddelerine karşı durmuş ve onun emellerini boşa çıkarmıştır. Rahmetli Başbuğ’umuzun dediği gibi ’’solun ihanet derecesine varan tavırları nedeniyle sağ ile olan münasebetlerimizi ileri bir tarihe erteliyoruz’’ sözünün gelip çattığı gün hiç olmadığı kadar yakındı. Onların karşısında durmaktan kastımız onların alışık olduğu anarşi ortamı değil fikri olarak gerekli zeminlerde ideolojik karşı duruşlardır. Türk milliyetçiliği fikriyatı hiç olmadığı kadar güçlü bir düşmanın karşısında son derece büyük mücadeleler etme vasıflarına haizdir.

Ceyhun Talat ERYÜCE 

 

Yazı ile ilgili görüşleriniz için lütfen tıklayın    

 

DUYURULAR

Kırktuğ Dergisi'nin Mayıs 2010 sayısı yayına girmiştir.

CUMARTESİ PROGRAMI

Genç Akademisyenler ve Üniversiteliler Derneği'nde Bu Hafta: 26 Aralık 2009 Cumartesi günü saat 18.00'de MHP eski MYK Üyesi İsmail Hakkı KÜPÇÜ konuşmacı olarak teşrif edeceklerdir. Sayın KÜPÇÜ "2023 Yılında Dünya ve Türkiye" konusunda seminer verecektir. Katılımlarınızı bekliyoruz. GMK Bulvarı 114/9 Maltepe/ANKARA 

SANAT

Sinema

Genç Akademisyenler

YÖNETİM
FAALİYETLER

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Anket

İstatistikler

Ziyaretçi: 429767

Kimler Çevrimiçi

Şuan 1 konuk çevrimiçi

Syndicate