| Bildik Bir Hikaye Bu |
|
|
|
Osmanlı gittiği yerlere kuru bir fetih sevdasıyla ya da ekonomik menfaat amacıyla gitmemiştir. Adaletsizlik, zulüm ve huzursuzluğu kol sürdüğü yerlere adalet, refah ve bu zulümlere son verme için gitmiştir. Ve bunu yaparken her türlü zulüm ve adaletsizliğe uğrayan halkı arkama kolay alırım mantalitesiyle değil dininin bir emri bir gereği olarak yapmıştır. Yüz yıllarca o insanları Allah’ın bir kulu olmasının yanında bir emaneti olarak görmüş vatandaşı olarak kabul etmiştir. Oraya maddi manevi her türlü hizmetin yanında yaşam tarzını götürmüştür. Mülk Allah’ındır şuuruyla zaman ve mekânın fethidir bu. İhtişamıyla kralları vezirine denk gören bu muhteşem dev ihtişamına yakışır lüks ve zenginliğe bürünmüştür. Lüks ve zenginlik karşıt olunması gereken yaşam stilleri değillerdir. Lakin iman ile desteklenmediği sürece toplumu çöküşe sürükler. İmansız bir lüksiyat ve zenginlik çevresini kapatır insanın gözlerine perde çeker. Nizam ve ahlakta bozulmalar başlar ve bu bozulmalar toplumun bütün bünyesine sirayet eder. Bu sürüklenişlerin akabinde her alanda küçülmeler, geri çekilmeler önü kesilemez bir hal alır. İşte bütün bunların devamında “neden” sorusuna verilen yanlış cevap kendinden utanmayı, Avrupalıyız, batılıyız demeyi bir heyecan olarak beyinlere sardı. Kalelerini ilk düşürenler topluma yön verebilen, topluma bakış açısı sunan, sanat, edebiyat ve siyaset alanında söz sahibi olan günümüzde aydın tabirinin kullanıldığı münevverliğe soyunan kimseler olmuştur. Hatayı şahsında aramak yapılması gerekendi. Yapıldı da. Ve ceza topyekûn bir inanç sistemine akabinde sistemin yetiştirmiş oldu yaşam tarzına kesildi. İşte verilmiş olan ve her sorulduğunda verilecek olan yanlış cevap bu idi. Geçmişte her dil, din, ırk ve mezhepten insanı yıllarca aynı çatı altında barış ve refah içinde yaşatan uygarlığın inanç sistemi şimdi aynı uygarlığı nasıl dibe çekebilirdi? Sorun inanç sisteminin günümüz madde gelişmişliğine göre yorumlanamaması oldu. Bu yorum ya öze bağlı yapılır ya da iktibas yoluyla. İkinci yol tenakuza neden olur ve yıkıcılığın müsebbibidir. Türk Cemiyeti’nin “aydınları” ikinci yolu seçti. Sanat, edebiyat, siyaset, aile, eğitim, ekonomi vs oluşması yüz yıllar süren fakat son yüzyılda yozlaşmaya yüz tutmuş bu yapıları kendi iman harcıyla restore etmek yerine yıkıp yeryüzü şekillerin ve iklime uygun olmayan yapılar dikti. Biçimimize hiçte uygun olmayan bir “çağdaşlık” kalıbına zorla şekil alması için topluma manevi işkence yaptı. Buna karşın Türk aydını bu yorumu özüne bağlı kalıp yapması da beklenemezdi. Çünkü münevverlerimizden Cemil Meriç’in deyimiyle “Türk aydınının mukaddesini elinden aldılar. Yani İslamiyet’i”. Toplumda ki değişimleri analiz etmeye kalkan aydınlar toplumun özünden ve değer yargılarından uzak baktıkları için teşhislerini buna göre yaptıkları için toplum bugün kimlik bunalımında. Doğulu ve Batılı diye iki cemiyet oluşturulup topluma her iki tarafın ambalajı gösterilmekte senelerdir. Bir yanda köhnemiş yönetim sistemleriyle, İslam’dan uzak baskıcı din adına uygulanan ananeleriyle doğu. Diğer yanda dans, eğlence kültürü, sineması ile batı. Ambalaj üzerinden çağdaşlık, muasırlık söylemleriyle gençlik temayülleri yönlendirilmiştir. Aydınımız ambalaja aldanmış kendi toplumunu öz itibariyle değerlendirememiş işin komik yani Batı’nın da ne özünü anlayabilmiş ne de özümseyebilmişti. Oysa “doğulu-batılı” kutuplaşması, “doğuya mı yoksa batıya mı” aitsin soruları manasızdır. Biz Hristiyanlıkla bezenmiş Batılı yaşam tarzı ve fikri yapısının nasıl bize uygun olmadığı savunusuyla karşıysak, “doğulu ne de olsa” deyip İranlaşma ya da Araplaşmaya da karşıyız. En basitinden Türk toplumunda İslamiyet telakkisi ile Arap ve İran toplumundaki İslam telakkisi çok farklıdır. Türk aydınındaki yozlaşmayı ele alırken batılılaşma üzerinde hareket edilmesi bunun son yüzyıllarda başlayıp halen devam eden süreç olması ve aydınların da bu yönde seyir göstermesindendir. Değindiğimiz gibi Türk aydının elinden mukaddesi olaylara İslam penceresinden bakış açısı elinden alınmıştır. Mukaddessiz bireyler vicdansız bireylere dönüşür. Vicdan aksetmemiş fikir dünyaları toplum odaklı cemiyet yararına bir ürün ortaya koyamazlar. Çünkü onlara bir başkasını düşündürecek vicdan mefhumundan yoksundurlar. Binaenaleyh iktisadımızı yitirdik. Dayanışmacı iktisadın yerini kapitalist-liberalist sistem aldı. Madde ve manayı aşılayan eğitim sistemimizin yerini faydacı, bireyci eğitim sistemi aldı. Samimiyet ve saygının olduğu aile kurumu bozuldu. Sözün özü Türk insanı öldürüldü. İşte batılılaşma paralelinde Türk aydınındaki değer kaybı ve değişim süreci aslında bu tanıdık bildik bir hikâye. Bu kendinden ve çevresinden utanıp “artist” olacağım diye evden kaçan ve ne evine dönebilen ne de “artist” olabilen daha da vahimi kötü yola düşen bir kızın hikâyesidir. |
Genç Akademisyenler ve Üniversiteliler Derneği'nde Bu Hafta: 26 Aralık 2009 Cumartesi günü saat 18.00'de MHP eski MYK Üyesi İsmail Hakkı KÜPÇÜ konuşmacı olarak teşrif edeceklerdir. Sayın KÜPÇÜ "2023 Yılında Dünya ve Türkiye" konusunda seminer verecektir. Katılımlarınızı bekliyoruz. GMK Bulvarı 114/9 Maltepe/ANKARA
| Sinema |
| YÖNETİM |
| FAALİYETLER |