Skip to content

KIRKTUĞ İlim,Kültür ve Sanat Dergisi

default color light color
Konumunuz:ANASAYFA
İbn-i Sina Yazdır E-Posta
İbn-i SinaEbû Ali el-Hüseyin bin Abdullah İbn-i Sînâ. Babası Abdullah Bey Turan ile İran sınırlarındaki kadim Türk şehri Belh’dendir. Annesi Yıldız hanım ise Afşana nihayesinden bir Türk ailenin kızıdır. Yıldız Hanım, Afşana’da 980 yılının 17 Ağustos’unda ilk oğlu İbni Sînâ’yı dünyaya getirdi. Ailenin ikinci oğlu da dünyaya gelince aile daha iyi şartları olan Buhara’ya taşındı. Bitmez tükenmez bir öğrenme arzusu bulunan İbni Sînâ, henüz on yaşında iken Kuran’ı ezberlemiş, Arap edebiyatı klasiklerinin neredeyse tamamını gözden geçirmişti. Bu yaşlarda yörenin ünlü bilginlerinden özel dersler alan İbni Sînâ ünlü bilginlerinden olan Natıhî’den temel mantık dersleri alıyordu. Bunların dışında İslam hukuku, cebir, geometri, matematik, astronomi gibi bir çok bilim dalına da özel merakı vardı. Ayrıca tıp bilimine ait bulabildiği tüm kitapları okumuş ve edindiği bilgilerle yeni tedavi yöntemleri geliştirmişti. Tüm bunları yaparken henüz on altı yaşındaydı.Bu sıkı çalışma sürecinden sonra bu kez de metafiziğe yönelme ihtiyacı duydu. Bunun için özellikle Aristo’nun metafizik kitabını tam kırk kez okudu fakat hiçbir şey anlamadı. Tam ümidi kesmişken Aristo’nun metafizik kitabı üzerine yazılan ünlü Türk düşünürü ve bilgini Fârâbi’nin el-İbâne eserini buldu. Kitabı okuyunca çok şaşırmıştı. Çünkü kitap, Aristo’nun metafiziğini çok iyi açıklıyordu.            Bu tarihlerde Buhara Emiri Nûh bin Mansûr, ciddi bir hastalığa yakalanmıştı. Hekimler çare bulamayınca, İbni Sînâ saraya çağrıldı ve emirin hastalığını başarıyla tedavi etti. Bunun üzerine emir, minnettarlığını İbni Sînâ’ya saraya yerleşmesini teklif ederek gösterdi. Teklifi kabul eden İbni Sînâ için sarayın en değerli yeri, uzun yıllar boyunca özenle oluşturulan sarayın eşsiz kütüphanesiydi. İbni Sînâ, 57 yıllık ömre sığdırdığı, çeşitli bilim dallarıyla ilgili 400’ün üzerindeki eserlerini ilkini bu dönemde yazmaya başladı.            İbni Sînâ, Sâmânoğulları Sarayı’ndaki güzel yılların ardından 22 yaşında iken babasını kaybetti. Ardından Buhara Emiri’nin vefat etmesiyle çok zor günler onu bekliyordu. İbni Sînâ bu dönemdeki durumunu şöyle ifade ediyordu: “Ahval değişti, halden hale girdi...”            Bu durumun üzerine kendi isteğiyle Aral gölü yakınlarında bulunan Gürgenç şehrine tayin edildi. Burada Harezmşah Emiri Me’mun ile tanıştırıldı ve başta Bîrûnî olmak üzere birçok bilim adamlarıyla çalışmalara başladı.            Bu sıralarda, Gazneli Sultan Mahmut gönderdiği elçiler aracılığıyla Harezmşah Emiri’nden bilim adamlarını kendi sarayına göndermesini istedi. Verdiği astronomik maaşlarla bilim adamlarını ikna etmeyi başardı. Ancak İbni Sînâ bu teklifi reddetti. Sultan Mahmut, bunu onur meselesi yaparak, İbni Sînâ yakalatma emri verince, İbni Sina uzun yollar katederek Cürcan’a ulaştı. Burada ömrünün geri kalanında yanından bir an bile ayrılmayacak olan öğrencisi Cüzcani ile karşılaşacaktı.            Ünlü bilgin geçirdiği kaçıp kovalamaların ardından halini şöyle anlatıyordu: “Büyüyünce, sığacağım şehir kalmadı. Arttı kıymetim alacak müşteri bulunmadı...”            Cürcan’da bilim sever kişiliğiyle tanınan Şirazi, İbni Sînâ için bir ev satın aldı ve İbni Sînâ burada dersler verip çalışmalarına devam etti. Asya ve Avrupa’daki tıp fakültelerinde altı yüzyıl boyunca ders kitabı olarak okutulan beş ciltlik ünlü eseri el-Kanun fi’t-Tıbb’ı (Tıbbın Kanunu) da burada yazmaya başladı.İbni Sînâ Cürcan’da huzur içinde geçen 6 yılın ardında çıkan karışıklık sonucu, Hamedan’a yerleşmek zorunda kaldı. Bağırsak kuluncuna (kolit) yakalanan Hamedan Emiri Şemsü’d-Devle’yi tedavi etmeyi başaran İbni Sînâ, kırk gün kırk gece sarayda ağırlandı. Bu dönemde emir ile İbni Sînâ arasında çok önemli bir dostluk kuruldu. Nihayetinde İbni Sînâ kendisine teklif edilen vezirlik görevini kabul edince saray idaresinde önemli bir görev almış oldu. Hamedan’daki bu dönemde, öğrencisi Cürcani’nin isteği üzerine tüm bilimleri barındıran on sekiz ciltlik Kitabü’ş-Şifa eserine başladı. Ayrıca el-Kanun fit Tıbb’ın da ilk cildini burada tamamladı.Zorlu savaşlar esnasında hastalanarak ölen Hamedan emirinin yerine oğlu Tacü’d-Devle geçti. Yeni emire pek güvenmeyen İbni Sînâ, Kakuyiler’in Isfahan’daki Emiri Alâû’d- Devle ile -kendisine sığınmak için- mektuplaşıyordu. Bunu duyan Tacü’d-Devle, İbni Sînâ’yı hapse attırdı. İbni Sînâ‘nın hapiste olduğu dönemde Alâû’d- Devle’nin Hamedan’ı kuşatmasıyla İbni Sînâ Isfahan’a yerleşmiş oldu. Burada kendisine yaraşan bir muamele görmekteydi. Kitabü’ş-Şifa kitabini burada tamamladı.Isfahan’daki huzurlu yılların ardından, Gazneli Sultan Mahmut Isfahan yakınlarını ele geçirince, Alâû’d- Devle gaznelilere karşı mücadeleye girmek zorunda kaldı. Savaş meydanlarında emirin yanında daima hazır bulunan ve ona eşlik eden İbni Sînâ, bu zor şartlarda şiddetli kulunç atakları yaşamaya başladı.İbni Sînâ ayakta duramayacak duruma gelince Hamedan’a getirildi ve burada henüz 57 yaşında iken vefat etti.Kendisi için daha ağırdan yaşanan mutedil bir yaşam öneren arkadaşlarına İbni Sînâ’nın cevabı şöyleydi; “Kısa ve engin bir hayatı, uzun fakat sınırlı bir hayata tercih ederim.”
 

DUYURULAR

Kırktuğ Dergisi'nin Mayıs 2010 sayısı yayına girmiştir.

CUMARTESİ PROGRAMI

Genç Akademisyenler ve Üniversiteliler Derneği'nde Bu Hafta: 26 Aralık 2009 Cumartesi günü saat 18.00'de MHP eski MYK Üyesi İsmail Hakkı KÜPÇÜ konuşmacı olarak teşrif edeceklerdir. Sayın KÜPÇÜ "2023 Yılında Dünya ve Türkiye" konusunda seminer verecektir. Katılımlarınızı bekliyoruz. GMK Bulvarı 114/9 Maltepe/ANKARA 

SANAT

Sinema

Genç Akademisyenler

YÖNETİM
FAALİYETLER

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Anket

İstatistikler

Ziyaretçi: 429756

Kimler Çevrimiçi

Şuan 1 konuk çevrimiçi

Syndicate