Susuyorum…
Sözlerinden, yüzlerinden, eylemlerinden zehir akan insan görünümlü mahlûkat karşısında, zararsız gibi görünen haşereler karşısında susuyorum…
İnsanlığın, insan olmanın kuralını sözde kendileri çizen, silahını masum ve saf çocuklara yönelten sahte insancılara karşı şimdilik susuyorum.
Hayatı oyun gibi sahte senaryolarla yaşatacaklarını sanan kuklacıların önlerinde duruyorum ama konuşmuyorum.
Laf etmenin adabını bilmeyen, lafım nereye çekilir diye düşünmeyenler de olacak elbet. Lafı; sözle, sözü; hükümle karıştıranları gördüm. Sesim çıkmıyor sadece dinliyorum.
“Dünya hakları kardeştir, dil kültür renk değil emek yücedir, bu dünya bizim onlara kalmayacak, selam dünya halklarına” diyenleri kendi ülkesindeki kardeşlerine olmadık işkenceleri yaptıkları düşünüyorum. Onlarla aynı mekânda kalmak zorunda olduğumu biliyor ama onlar olmayacağımı biliyorum.
Dava insanı ol denildiğinde “dava ne demek?’’ adlı soruma cevap; yaşayan koca reislerimizin anlattıkları, dava yolunda şehit düşen ölümsüz kahramanlarımızın, kısacık hayat filmlerinden kesitler önüme sunularak verildi.
“Sırtından vurulmak ve yalnız başına kalmak… Destanlaşan ülkücü şehitler arasına Allah, Vatan ve Hürriyet uğrunda al kanını saçarak girmek… Dursun Önkuzu gibi... Ülküdaşın aç kalmış diye canını hiçe saymak… Süleyman Özmen misali… Hain Moskof kızıllığının oyununa gelip ay ve yıldızın bir olduğu semalarda darağacına asılan Mustafalarımızın intikamını ilahi adalete havale etmek...’’
Onları görememiş olmam elbet bu yaşadıklarını hafızamdan silmeyecek. Çünkü hepsi hayat bilgisi dersimin ilk öğretmeni ve davamın önderi oldular.
*****
Sancağı onlardan devir alan, dersimi uygulamalı olarak öğreten, yaşayan en değerli varlığım o gece gelmemişti. Nice bağrı yanık ülkücü şehitlerimizin analarının bekleyişi idi benim de onu bekleyişim.
Ancak geçte olsa evimizin kapısı aralanmıştı. Kapısı açık kalan, gelmesi beklenenlerin var olduğunu bilen yüreğim kendini şanslı hissetmedi. Geri gelmeyecek Yusuf İmamoğlu’nun bedenini hain bir kurşunla yere serenleri hatırlayıp gelişine sevinemedim.
Kanlı gömleğinizi - hayat sahnemde unutamayacağım o çile çektiğiniz anları - davam dediğiniz bütün sevgilerden üstün tuttuğunuz ülkülerinizi ülkülerimiz diye bilip yazıyorum…
Susuyorum ama yazmazlık edemiyorum. Çünkü bizim çilemiz; yeni umutlara, yeni yollara hatta tutunamayanlara misal olsun.
Susuyorum, ama paylaşmazlık etmiyorum ders aldığım, masal diye anlatılan olayları.
Susuyorum, ama en büyük huzurun O’na gitmek olduğunu, O’nun kapısında dilenci olmanın saadetine varmanın kazandırdıklarını anlatmazlık etmiyorum.
Bir çile sonunda, şer sonunda hayırlara ulaşmak için sabrediyorum.
* * *
Sizlerden sonra ben ve benim gibi niceleri;
Türkülerimizi unutturmamak için adeta haykırıyor.
Marşlarımızdan feyiz alıp; sancağı ellerinden bırakmıyor.
Sizlerden sonra ben ve benim gibi niceleri…
Belki çığlığımızı susarak atıyoruz… Ama biliyoruz ki ve bilin ki bir gün Sessiz adımlarla yürüdüğümüz bu yolda, gür adımlarla çıkacağız hainlerin karşısına
Sizin için… Sizin için… |