Skip to content

KIRKTUĞ İlim,Kültür ve Sanat Dergisi

default color light color
Konumunuz:ANASAYFA
Kadın Hareketi Derneği ile Söyleşi Yazdır E-Posta

 “Hedefimiz hızlı gitmek ve Türkiye’nin gündemine damgayı vurmak. Kadın Hareketi Derneği olarak istiyoruz ki; kadınlara ulaşalım ve sesimizi duyuralım. Vatanını, milletini seven; bu vatan için yüreği çarpan bütün herkese. Ben eminim ki; bütün kadınların yüreği aynı şekilde çarpıyor. Her kadının yapısında milliyetçilik var. Vatan, millet sevgisi var. Onlara ulaşmayı hedefliyoruz.”

Emel Beyaz: Türk Kadın Hareketi Derneği genç bir dernek. Öncelikle Derneğinizin Türk Milleti’ne hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, böyle bir girişimde bulunmanızdan dolayı sizleri kutluyoruz.

Elif Loğoğlu : 2008 yılında kurulduk, 2 yaşındayız dernek olarak. Teşekkür ederiz, sağ olun.

Gamze Şimşek : Elif Hanım sizi biraz tanıyabilir miyiz?



Elif Loğoğlu: Derneğimizi ziyaret ettiğiniz için böyle güzel bir söyleşi düzenlediğiniz için teşekkür ediyorum. Osmaniye Kadirli’liyim. İlk, orta, lise tahsilimi orda tamamladım. Daha sonra Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde üniversite eğitimimi tamamladım. Doktoramı da Ankara Üniversitesi’nde yaptıktan sonra 2004 yılında yardımcı doçent olarak Gazi Üniversitesi’ne geçtim. Evliyim, 2 çocuğum var: bir oğlum, bir kızım. 2008 Nisan’ında derneğimizi kurduk. Yaklaşık 50 kişiden oluşan üye kaydımız var. Bir o kadar da gönüllü arkadaşlarımız var. Bize göre at hızıyla dört nala gitmemiz gereken bir hızda olmamız gerekirken; henüz o hıza ulaşamadık ama ulaşmaya çalışıyoruz. Hedefimiz hızlı gitmek ve Türkiye’nin gündemine damgayı vurmak. Kadın Hareketi derneği olarak istiyoruz ki; kadınlara ulaşalım ve sesimizi duyuralım. Vatanını, milletini seven; bu vatan için yüreği çarpan bütün herkese. Ben eminim bütün kadınların yüreği aynı şekilde çarpıyor. Her kadının yapısında milliyetçilik var. Vatan, millet sevgisi var. Onlara ulaşmayı hedefliyoruz.

E.B. : Kadın Hareketi Derneği’nin kuruluşunu anlatabilir misiniz kısaca? Kimlerle yola çıktınız? Neyi düşleyerek bu derneği kurdunuz?


E.L. : Biz okuduk, meslek sahibiyiz, çok şükür belirli bir gelirimiz var, belirli bir yaşantımız var. Ama amaç sadece kendimizi kurtarmak değil; elimizi taşın altına koyup bir başka kendini kurtarmak isteyen, vatanına milletine hizmet etmek isteyen, sadece genç kızlarımıza demeyelim gençlerimize yardımcı olmak. Aslında “Neden Kadın Hareketi?” diye soracaksınız ama ismini şöyle düşündük: Bir iyileşme hareketi başlasın toplumda; bu hareket kadınlar arasından başlasın. Yani buradan başlayalım; toplumun geneline yayalım. Kadın erkek ayırt etmek için koyduğumuz bir isim değil Kadın Hareketi. Bu şekilde aynı hedefle bezenmiş değişik kurumlarda çalışan hanım arkadaşlarla bir araya gelerek Kadın Hareketi Derneği’ni kurduk. Bireysel yaptığımız şeyler ses getirmiyor. Tamam hepimiz birilerine destek oluyoruz, burslar veriyoruz. Ama tek başına yapılan faaliyetlerin etkisi olmuyor. Biz istiyoruz ki; Kadın Hareketi Derneği olarak bir sinerji oluşturalım. Bir kamuoyu oluşturalım. Bu camiaya, bizim gibi düşünen insanlara ulaşalım ve bunun sonucunda da yaptığımız şeyler toplum tarafından görülsün; insanları bu oluşuma teşvik edelim. Amacımız bu. Bu sebeple arkadaşlarımızla bu derneği kurduk ve faaliyetlerimize devam ediyoruz.


Selma Doğan: Ben şöyle bir katkıda bulunabilirim. Diğer dernekler kadını aileden ayrıştırarak bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Bizim dernek olarak farkımız; kadını aile içinde etkili hale getirmek. Farkımız bu.



E.L. : Önemli bir noktaya parmak bastın. Piyasadaki diğer kadın derneklerini bize hitap eder bulmadığımız için de bu derneği kurma ihtiyacı hissettik.


E.B : “Kadın Hareketi derneği olarak diğer dernekler arasında kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Kadın Hareketi ne için var?” sorularının cevabı biz sormadan verilmiş oldu. Kadını aileden ayrıştırmadan, kadından başlayarak kendi değerlerimizle topluma yayılmak amacında olduğunuzu belirttiniz. Bu noktada arkadaşımın size bir sorusu olacak.

G.Ş : Derneğinizi kurarken hedefinizdeki ana kitle kimler?


E.L : İlk etapta hep bu soru soruluyor. Sanki hep belirli bir kesim kadına hitap etmek gerekiyormuş gibi. Bu noktada ayrım yapmak istemiyoruz. Biz yediden yetmişe Türk kızına, Türk kadınına hitap etmek istiyoruz. Biz sadece çalışan kadınlara değil, ev hanımlarına değil veya genç kızlara değil; hepsine hitap edelim istiyoruz. İçimizde her yaş grubundan arkadaşlarımız var. Aslında şöyle eleştirilerle karşılaştık: “Böyle bölünürsünüz, parçalanırsınız; hiç bir yerde tam anlamıyla başarıya ulaşamazsınız.” Biz dernekteki arkadaşlarla buna inanmıyoruz. Biz her kesime hitap edebiliriz. Sonuçta okumuşuz, meslek sahibi olmuşuz ama örneğin ben Osmaniye’nin Kadirli ilçesinin Yukarı Bozköy köyünde doğmuş biri olarak, köydeki kadının az çok ne düşündüğünü bilebiliyorum. Onun duygularını hissedebiliyorum. Onun duygularını hissedebiliyorsam, düşüncelerini biliyorsam; onlara hitap etmekte bir sorun yok diye düşünüyorum. Biz Anadolu’nun bağrından gelmiş insanlarız. İçimizde toplumu tanımayan arkadaşımız yok. Tam anlamıyla Türk Kadınının yapısını yansıtıyoruz biz. Bu duyguları anlayabiliyoruz. Toplumdaki her kadına; bize ihtiyaç duyan her kadına hitap etmeyi görevimiz olarak görüyoruz.

 

G.Ş. : Derneğinizin faaliyetleri ve etkinlikleri hangi konular üzerinde yoğunlaşmakta?

 

E.L. : Her seviyeden her aşamadan kadına hitap etmek isteyince faaliyetlerimiz de tabi farklılaşıyor. Öncelikle; en önemli hedefimiz eğitim. Kadınların bilinçlenmesi lazım. İlköğretim lise eğitimi gibi değil; hayatta kadınların ihtiyaç duyabilecekleri bilgileri onlara götürmek lazım. Nedir ihtiyaç duyabileceği bilgi? Bizim psikolog arkadaşlarımız var. Başkan vekilimiz Sema Hanım, psikolog. Çocukların eğitimi, eğitimi sırasında çocuğun anne ile yaşayabileceği problemler, problemlerin çözüm yöntemleri, aile içi iletişim gibi konularda kadınlara destekte bulunuyoruz. Bunun dışında avukat arkadaşlarımız var. Medeni kanunda kadınlarımızın durumu ne, evlenme, miras, velayet gibi konularda yardımda bulunuyoruz. Her ne kadar istemesek de; boşanma da sonuçta içinde olduğumuz bir durum. Son zamanlarda bir hayli artmış durumda. O sebeple; bu durumlarda kadınlar haklarını bilsin ona göre davransınlar istiyoruz. Ama amacımız kadınları hırçınlaştırmak, kışkırtıp aile içerisinde bireyselleştirmek değil kesinlikle. İnsanlar kendi haklarını bilirlerse daha bilinçli olurlar, daha düzgün daha seviyeli işler yapar diye düşünüyoruz. Tabi ki bundan önce kadına, toplum içerisindeki görevleri ve sorumluluklarını hatırlatıyoruz. Yani, bu sorumlulukları kadınlar yerine getirmekle yükümlü. Kadın da, erkek de. Erkeğin de görevi var. Erkek babalık, kadın analık görevini yaparsa zaten ortada bir sorun kalmaz. Ama hala buna rağmen bir sorun varsa da; Allah-u Teâla’nın helal kıldığı bir şey boşanmak. Bu sebeple bu durumda hakları neler bilsinler. Medeni kanun dışında Aile Kanunu’nu anlatıyoruz. Türk Aile Kanunu’nda neler var, ne değişiklikler olmuş anlatıyoruz. Doktor arkadaşlarımız var. Bir kadının doğumundan ölümüne kadar, genç kız olurken yaşadığı ruhsal değişiklikler, evlendiği durumda yaşadığı ruhsal değişiklikler, çocukla beraber gelişen değişiklikler, menopoz gibi pek çok konuda bilgi veriyoruz. Veya onlardan gelen talepler doğrultusunda o konudaki uzman arkadaşlardan yardım alarak gerekli bilgileri veriyoruz. Tabi bu bilgi aktarımında hiç bir beklentimiz yok. Bizim amacımız kadınlarımızın mutlu olması ve toplum içerisinde mutlu bireylerin sayısını arttırarak huzurun toplumun geneline yayılması.

 

E.B. : Diğer derneklerle yürüttüğünüz ortak proje var mı?

 

E.L. :Açıkçası şimdiye kadar direkt ortak bir faaliyette bulunmadık ama faaliyet düzenlemeleri durumunda onlar davet ediyor ya da biz faaliyet düzenlediğimizde onları davet ediyoruz. Tabi ki her dernekle her platformda bir araya gelmek mümkün değil. Özellikle Şehit Aileleri Derneği’ne ve Türk Dünyası Kültür ve Dayanışma Derneği’ne elimizden geldiğince destek veriyoruz. Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü’nün faaliyetlerine katılıp, devletin değişik kademelerinde bizim gibi kadınların da dileklerini, taleplerini dile getirmeye çalışıyoruz. Karar aşamalarında bizim isteklerimizi de gündeme getirmeye çalışıyoruz. Bunun dışında değişik basın-yayın organlarında bizim gibi kadınların ne düşündüğünü; Türk siyasetinde, Türkiye’nin geleceğinde kadınların nasıl söz hakkı olabileceğini ve kadınların bakış açısını anlatmaya çalışıyoruz. Bengü Türk’te Kadın Hareketi diye bir programımız var. Ortadoğu gazetesinde Kadın Hareketi başlığı altında yazılar yazıyoruz.

 

S.D : Okullarda seminerler düzenliyoruz. Geçen huzurevinde Nevruz kutladık örneğin. Bu hafta sonu, Çankırı’ya Şabanözü’nün bir beldesine gidip kasabalı kadınlarla bir araya geleceğiz. Gezilerimiz oluyor. Lösemili çocukları sinemaya götürüyoruz.

 

E.L : Türk kültüründe önemli olan öğelerin ön plana çıkartılmasını sağlamaya çalışıyoruz. Söylediğin gibi geçen mesela Hıdrellezi götürdüğümüz misafirlerle beraber, Beypazarı Belediyesi’yle ortak bir faaliyetle kutladık. Bu şekilde faaliyetlerimiz devam edecek elbette. Bunun dışında; çocukları, okumaya özendirmeye gayret gösteriyoruz. Yabancı dil öğreniliyorsa, kendi kültür öğelerimizle öğrenilmesini uygun buluyoruz. Bu sebeple

Nasrettin Hoca’nın, Ömer Seyfettin’in hikayelerinin İngilizceye çevrilmiş hallerini çocuklarımıza hediye ediyoruz. Dil öğrenirken de kendi kültürümüzü öğrensinler istiyoruz. Kitap sıkıntısı çeken okullara kütüphane açıyoruz. Mümkün olduğunca Türk kültüründen örnekler ortaya koyan kitaplar koymaya çalışıyoruz. Türkçesi iyi, basım kalitesi iyi kitaplar koymaya özen gösteriyoruz. Talepler geldikçe kendimizi ona göre yönlendirebiliyoruz. İlk etapta; tabi ki bütün faaliyetleri bir arada yapmak mümkün değil. İki yıldan bu yana 5 kütüphane açtık. Bunlardan ikisini Ankara Merkez’de, birini Kalecik’te, birini Maraş’ta, birini Mersin’de açtık. Bir kütüphanemiz de tamamlanmak üzere. Çocuklarla sohbetler ediyoruz, okullara gidiyoruz, sınıflarına girip kitap okuyoruz, kitap okumaya özendiriyoruz. “Kendi tarihimizi geçmişimizi bilelim ki; geleceğe güvenle bakalım.” diye çocuklarımıza öğütler veriyoruz.

 

E.B. : Aşırı sol derneklerin kadın hakları konusundaki söylemleri ve Türk kadınının medyada daha çok bu derneklerle temsil ediliyor oluşu hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu söylemler arasından sesinizi duyurabiliyor musunuz?

 

S.D. : Dışarıdan dayatılan –izm’lerin dışında Türk kadınının kendi içinde olan şeylerle ortaya çıkarmak istiyoruz. Yani feminizm akımına karşıyız.

 

E.L : Biz, Türk kadını her ne ise biz ona talibiz. Türk kadınının yapısı ne, biz biliyoruz. Türk kadınının ailesi içerisinde mutlu olmayı isteyen bir yapısı var. Biz biliyoruz ki; aileden ayrı hiçbir Türk kadını mutlu değil. Ses duyurmak dernekler açısından hiç kolay değil. Derneklerin -siz de biliyorsunuz- bazı sıkıntıları var. Bunların en temelinde maddi sorunları var. Faaliyet yapmak, bir yerlere ulaşmak maddiyata dayanıyor ancak; biz o kısmı önemsemeden elimizden geldiğince faaliyetlerimizi yapmaya çalışıyoruz. Feminist bir dernek değiliz. Feminizme inanmıyoruz demekten ziyade; Türkiye’de feminizmin yanlış tanıtıldığına inanıyoruz. Feminizm denilince aile içerisinde isyan eden, aile kurallarının dışına çıkan bir kadın anlatılıyor. Aslında öyle değil. Kadınının yararına yapılmasını istediğiniz en ufak bir şey bile feminizmin içerisinde yer alıyor. Yanlış tanıtımdan dolayı şu an Türkiye’de kadınlarımızın %80’i feminist değil; biz de dahil. Bu sebeplerle biz diyoruz ki: Kadın olarak görev ve sorumluluklarımızı, haklarımızı bilirsek; geriye problem kalmaz. Her şey hallolur. Ancak şurası bir gerçek ki; dünya çapındaki bazı gelişmeler feminist hareketler sonucunda gerçekleşmiştir. Çin’de yayınlanan deklarasyon, orada çıkan kararların ülkelere gönderilmesi ve hükümetlerin bunlara uymak zorunda kalması kadınlar adına bir takım yeniliklerin yapılmasını sağladı. Avrupa Birliği’ne girme yoluyla bir takım yeni kurallar çıkartıldı. Ne kadar iyi, ne kadar kötü bilemiyoruz açıkçası. Henüz bir şey söylemek mümkün değil. Ama kadın konusu önemli bir konu. Tabi ki dünya kadınlarının hepsinin; mutlu, iyi bir şekilde, sağlıklı ve huzurlu olarak yaşamasını istiyoruz. Ama daha çok hitap ettiğimiz kitle şu an Türk kadını. İstiyoruz ki Türk kadını mutlu olsun, ailesi içerisinde huzurlu olsun, sığınma evlerine gerek kalmasın. Sığınma evleri açacağına hükümet, her aileye bir psikolog versin de; aileleri zamanında tedavi ederek aileleri korunsun. Ya da ekonomik olarak desteklensin ki; insanlar ayaklı mayın haline gelmesinler. Toplumda krizle beraber insanlarda psikolojik bir patlama yaşandı. Bu konuda hükümeti çalışmaya davet ediyoruz. Aileye gereken önemin verilmesini istiyoruz. Bir Anneler Gününün, Avrupa Günü olarak ilan edilmesi hoş değil. Ya da çakışması hoş değil. Kadın derneği olarak annelere bir gün değil, bütün bir sene önem verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Anne bir gün değil, her zaman lazım bize. Bu da küresel ekonominin bize dayattığı bir şey ama annelerimizi hatırlamak adına uyuyoruz.

 

S.D : Türk toplumunda zaten anneye önem verilmiş her zaman. Batı toplumlarında önem verilmediği için bu tip şeyler yapmak zorunda kalmışlardır. Tüketim adına da bize dayatıyorlar. Bizde olan değerleri korumak önemli.

 

G.Ş. : Sosyolojik, tarihi ve lisani araştırmaların hepsi Türk milletinde kadının son derece saygı gösterilen bir varlık olduğu hakikatini ortaya çıkarmıştır. İnsanlık tarihi, bize kadınlığa önem vermeyen milletlerin beşeriyete yön verecek hiçbir medeni hamlenin mümessili olamadıklarını gösteriyor. Bu tarihi geçmiş göz önüne alındığında dünya kadınları arasında Türk kadınının konumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

E.L : Bizim aile komisyonumuz ve hukuk komisyonumuz var. Türk aile yapısını araştırdılar. Yakında daha büyük bir faaliyet şekline dönüştüreceğiz. Onların söylediği bir söz var: “Türkler yeniden cihan sultanı olmak istiyorsa; kadınları, eski Türklerdeki konumuna getirmeli.” Yani şurası bir gerçek; kadınlar eski Türklerde, şu anki konumlarından çok daha iyi yerdeydiler. Hatunla hakan yan yana idi. Ve o zaman çok daha güçlü devletlerimiz vardı. Bu devletlerin hepsinde kadın ön plandaydı. Kadın hiç geriye atılmamıştı. Ne zaman ki biz Arap kültürünün etkisinde kaldık -bunu söylemek durumunda kalıyorum maalesef- biz o zaman kadınları geri plana itmeye başladık. Dünya ataerkil bir sistemle kurulduğu için bu yöne gidişten erkekler belki biraz da mutlu oldular. Kadınlar bunu zorla mı yaptı? Hayır; kendileri isteyerek, feragat ederek geri planda kaldılar. Kültürün etkisiyle bu oldu. Şu an görüldü ki; kadınlar istediği noktada değil. Her ne sebeple olursa olsun kadınların yeniden öne geçmesi lazım. Ki toplum yeniden geçmişte olduğu duruma gelebilsin. Dünya kadınları açısından şu önemli; örnek alınması gereken kadınlarız. Mehmet Akif’in şiirinde söylediği gibi Türkiye Cumhuriyeti aslında ezilmiş milletlerin örnek almış olduğu bir ülke. Bugün Avrupa Birliği’nin çarkı altında ezilen ya da Amerika’nın emperyalizmi altında ezilen bütün ülkelerin örnek aldığı ülke Türkiye Cumhuriyeti. Türkiye Cumhuriyeti’ni yükseltecek kadınlardır. Türkiye’nin omzuna bir boyunduruk geçirilmeye çalışılıyorsa bu boyunduruğu kıracak olan kadınlarımızdır. Şunu söylemek lazım; Türk kadını, bütün devletlerin kuruluşunda kültürü de beraberinde ya da fethedilen bölgeye taşıdığı için kurulan ülkelerin uzun soluklu olmasını sağlamıştır. Yani her yerde kadın, çocuklarına geçmişini ve kültürü aktardığı için; Türklerin kurduğu bütün ülkeler anayurt olmuştur. Bu sebeple kadınlar olarak ya da Türkiye Cumhuriyeti olarak bu ülkeyi iyiye götürmeye mecburuz. Çünkü dünyanın örnek aldığı bir ülke konumundayız. Dolayısıyla Türk kadınları, dünya kadınlarına örnektir diye düşünüyorum. Ve Türk kadınının belki günümüzdeki en temel etkisi Türk aile yapısını koruması. Türk aile yapısını da kaybedersek herhalde toplumumuzun en kötü günleri o zaman yaşanacaktır.

 

E.B. : Sırada tam da bu söylediklerinizle alakalı bir sorumuz var. Sitenizi incelediğimizde Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk kadınını konu alan sözleri dikkatimizi çekti. Az önce ataerkil bir topluma dönüştüğümüze temas ettiniz. Her ne kadar ataerkil bir toplum olsak da bakıldığında yine de birçok topluma göre Türk kadınının kültürümüzdeki yeri ve önemi açık. Bu bakış açısıyla; Türk kadını kültür aktarımı açısından mihenk taşı konumunda sizin de belirttiğiniz üzere. Peki kültür aktarımında bir Türk kadınının rolü nedir? Bugün Türk kadınına düşen görevler nelerdir?

 

E.L : Hepimiz çocuk yetiştiriyoruz. Ben çocuğuma uyurken bir Keloğlan’ı mı anlatsam daha iyi sizce; bir Hansel ve Gretel’i mi anlatsam, Kırmızı Başlıklı Kızı mı anlatsam daha iyi sizce? Veya bir Küçük Ev dizisinde yaşanılanları mı anlatsam? Dede Korkut’u mu anlatsam veya  Şerife bacıyı, Hayme Ananın yaptığı kahramanlıkları mı anlatsam? İşte kadının rolü bu. Yani kadın yaşantısında, sözlerinde; çocuğuna örnek gösterdikleriyle, anlattıklarıyla kültürü aktarıyor. Söylediği ninniyle… Türkülerimiz var bizim… “İki büyük nimetim var: Biri anam, biri yarim.” Türk erkeğinin önem verdiği iki kadın var: biri anası, biri yari. Biri kendisini doğuran, biri kendi çocuğunun anası. Sonuçta, kadın erkeğin hayatına damgayı vurmuş. Yani erkeklerin kadının güdümünden kurtulması mümkün değil. Aslında her ne kadar erkeğin hoyrat ve sert bir yapısı olsa da; bence Türkiye’de evin içerisinde kadınların sözü geçiyor. Bunu bütün erkeklerimiz kabul etmek durumunda. Benim evimde böyle açıkçası. Bunu itiraf ediyorum ve bundan rahatsız değil benim eşim. Ev ile ilgili konular kadına sorulur. Ailenin birliğini, dirliğini sağlayan kadındır. Dikkat edin anne ya da babadan biri vefat ettiğinde, eğer vefat eden anneyse aile dağılır. Vefat eden baba ise, kadın çocuklarını etrafında toplar o aile devam eder. Tabi ki her ikisini kaybetmemek, birlikte yaşamak en güzeli ama bu takdiri ilahi. Giden kadınsa o aile büyük anlamda sıkıntı yaşar.

 

Türk kadını kültür aktarımında önemli. Söylediği her şey çocuğuna bir örnek teşkil etmekte, gelecek nesil buna göre şekillenmekte. O nesil de kendi çocuğunu bu yolla yetiştirdiği için bu süreklilik arz eden bir olay. Biz dernek olarak bunu yapmaya çalışıyoruz işte. Eğitimlerimizde; “Siz önemlisiniz, çünkü sizin yetiştirdiğiniz çocuk da gelecek nesilleri yetiştirecek.” diyoruz. Gittiğimiz her toplantıda kadının kültür aktarımındaki rolünü anlatıyoruz özellikle. Bu bizim en temel konularımızdan bir tanesi. Gittiğimiz yörelerin özelliklerini de anlatıyoruz. O yörelerdeki kahraman Türk kadınlarını anlatıyoruz. Onların yaptıklarını anlatıyoruz, Kurtuluş Savaşı’nda kadınlarımızın yaptıklarını anlatıyoruz. Ki herkes kendinde onlardan bir şeyler bulsun. Örnek alsın ve yeniden bu ruhumuz canlansın. Aslında her Türk kadınının içinde var bu duygular ama birilerinin bunu dürtüklemesi gerekiyor.

 

G.Ş : Tarihimizde bir çok Türk Hatununun ya hükümdarlık ya da naiplik yaptığını bilmekteyiz. Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde Türk kadınının siyasette gereken konumda yer almamasını hangi nedenlere bağlamaktasınız?

 

E.L: Arap kültürüyle birlikte kadının geri kalmayı kabul etmesiyle başlayan bir süreç bu. Cahiliye döneminden bahsetmek lazım. İslamiyet demiyorum, Arap kültürü diyorum. İkisi birbirinden farklı. Arap kültüründe cahiliye döneminde kızlar diri diri yakılıp gömülmüşler. Bizim halkımız bundan çok etkilenmiş ve kadınlar bir nebze de olsa perde arkasına çekilmiş bundan zarar görmesin diye. Erkeklerimiz kadını korumak amacıyla kadınları geride tutmuşlar. Aslında amaç da kötü değil, niyet de kötü değil. Ama bu kadın için dezavantajlı bir durum olmuş. Ve bu dezavantajlı durumu yıllar geçtikçe değiştirmek tabi ki daha da zorlaşmış. Kültüre yerleşmiş. Bizim kültürümüzde olmayan şeyler, kültür öğemiz olarak görülmeye başlanmış. Kültürel olayların değişmesi uzun bir süreç ister biliyorsunuz. Değiştirmeyi istediğinizde bir 50 yıl sonra sonucunu görebilirsiniz. Bu öğeler yerleştikten sonra değiştirmek kolay olmuyor. Şu an, 9.1 gibi bir oranda meclisteki kadın oranı. Siyasete girmek belli bir maddi güç istiyor, destek istiyor.  Kadınlarımız aileden biri siyasete girecekse; “Önce eşim veya oğlum.” diyor. Yani kadınlarımız da ön plana çıkmayı istemiyorlar. Ve biliyorsunuz şu son günlerde yaşadığımız kötü bir olay, siyasete girmenin ne denli doğru olduğunu da gösteriyor. Siyasette her türlü çirkef olaylar yaşanıyor. Böyle olmaması lazım. Siyaset aslında dürüst insanların yapması gereken bir şey. Siyasetimiz de olması gereken noktada değil. O yüzden kadınlarımız da çok fazla rağbet göstermiyor.

 

G.Ş. : Günümüz Türkiye’sinde Türk kadınının en önemli sorunları nelerdir?

 

E.L. : Sadece kadının demeyelim bütün Türk toplumunun sorunu ekonomik kriz. Ekonomik kriz oldukça her şey etkileniyor. Bir defa ekonomik kriz olduğunda kadın kısıntı yapmak zorunda kalıyor. Çocuğun masraflarını kısıtlayamıyorsunuz; ailenin genel masrafları kısıtlanamıyor. Kadın öncelikle kendi masraflarından kısmak zorunda kalıyor. Bu durum kadının sosyal hayatını engeller: istediği kursa gidemez, istediği kıyafeti giyemez, herhangi bir sosyal faaliyette bulunamaz. Bu kadının daha çok körelmesine, bildiklerini kaybetmesine neden olduğu gibi; kendine olan güvenini kaybetmesine de neden oluyor. Aile içerisinde tartışmalar gündeme geliyor. Kadın çalışmıyorsa zaten hepten hayatı sıkıntıya giriyor. Eğer aile ticaretle geçiniyorsa ve erkek işini kaybediyorsa, kadın hemen ön plana çıkıyor. Türk erkeği çok gururlu. Belediyenin dağıttığı yemek kuyruklarının önüne bakın hep kadınlarımızı görüyoruz. Eğer ailede maddi anlamda sıkıntı varsa kadın ön plana çıkmak zorunda. Kadın bu durumu nasıl düzeltebilir? Temizliğe gitmesi gerekiyorsa temizliğe gidiyor örneğin. Kadına destek olunması kesinlikle şart. Aile yardımlarının belki de kadınlara verilmesi lazım. Çoğunlukla o yardımlar farklı şekilde harcanabiliyor. Bunun dışında kadın çalışmak istediğinde çeşitli zorluklarla karşılaşabiliyor. Tacizle karşılaşabiliyor, herhangi bir iş yerinde çalışamıyor. Kadında en önemli şey bu noktada eğitim oluyor. Eğitimli olsun ki, seviyeli bir iş yerinde çalışabilsin, ailesini sağlam temeller üzerine kurabilsin. Bu yüzden kız çocuklarının özellikle okumalarını istiyoruz. Erkek nasıl olsa ekmeğini taştan çıkarır, kızlar okumalı ve mutlaka kendi altın bileziğini koluna takmalı. Kadın sorununa kadın bakış açısı olması lazım. Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü toplantılarında; Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı’nda bir erkek bakan olması gerektiği söyleniyor. Kadın Statüsü Genel Müdürlüğü gibi kurumlarda, Kadın ve Eşitlik Kurumu’nda başkanlar erkek. Bu toplantılara erkeklerin daha çok katılması gerektiği de söyleniyor. Belki toplantılarda, yapılan eğitimlerde, kadınların statüsünün düzeltilmesi için erkeklerin var olması önemli. Sonuçta hayatı birlikte paylaştığınız kişi, kadın sorununa sorun diye bakmıyorsa; sizin yapabileceğiniz bir şey yok. Bu eğitimin verilmesi lazım. Özellikle polislerin, adliyenin, sağlık kuruluşlarının bu konuda bilinçlendirilmesi gerekiyor. Karı-koca kavga ettiğinde, karakola gidildiğinde; “İyidir, şöyledir, böyledir.” denilip geri gönderiliyor. Halbuki kadının koruma altında olduğu hissedilirse; erkekler de kadına kötü muamele yapmaktan vazgeçerler diye düşünüyorum. Bunların çözüme ulaştırılması gerekiyor. Denizli’de bir camide dağıtılan kitapçıklarda bulunan ve cemaatler tarafından sıklıkla dile getirilen “Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin.” şeklindeki görüşlerin önüne geçilmesi lazım. Bu tarz söylemlerin İslamiyet ile bağdaştığını düşünmüyoruz. İslamiyet, kadına şiddeti hoş gören bir din değil. Tam aksine İslam’ın fazlasıyla kadına önem verdiğini görüyoruz. Kadın ev işlerini yapmak istemiyorsa; eş, ev işlerini yapacak birini bulmakla yükümlü.

 

E.B. : Söyleşinin başında henüz istediğiniz hızı yakalayamadığınızı belirtmiştiniz. Kuruluş esnasındaki hedeflerinizi ve düşüncelerinizi temel aldığınızda derneğinizin bugünkü konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

E.L. :  Ben istediğimiz hıza ulaşacağımıza inanıyorum. Beraber olduğumuz arkadaşlar istekli arkadaşlar. Ancak toplumda dernek faaliyetleri söz konusu olduğunda bir önyargı var. İlk etapta insanların sevgisini güvenini kazanmak gerekiyor. Bu doğrultuda faaliyetlerimizi gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Yaptığımız faaliyetlerde de hiç olumsuz bir durumla karşılaşmadık; olumlu tepkiler aldık. Hatta talepte bulunan arkadaşlarımız oldu.

 

G.Ş : Ecdadımızın Türk Hatun’una kutsallık atfettiğini, Türk Milleti’nde kadının itibarlı, iffetli ve fedakâr özelliklerinin bulunduğunu vurgulayarak; geçmişte sahip olduğumuz değerlerin yeniden hatırlanması ve geçmişte bu değerler uğruna verilen mücadelenin unutturulmaması adına açtığınız “Kadın Hareketi Derneği”nin Türk Milleti’ne hayırlı olmasını diliyoruz. Bu güzel sohbet için teşekkür ediyoruz. Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyoruz.

 

E.L : Bunları duyurma fırsatı verdiğiniz için, emeğiniz için ve düşüncelerimizi duyurduğunuz için biz teşekkür ediyoruz.

 

DUYURULAR

Kırktuğ Dergisi'nin Mayıs 2010 sayısı yayına girmiştir.

CUMARTESİ PROGRAMI

Genç Akademisyenler ve Üniversiteliler Derneği'nde Bu Hafta: 26 Aralık 2009 Cumartesi günü saat 18.00'de MHP eski MYK Üyesi İsmail Hakkı KÜPÇÜ konuşmacı olarak teşrif edeceklerdir. Sayın KÜPÇÜ "2023 Yılında Dünya ve Türkiye" konusunda seminer verecektir. Katılımlarınızı bekliyoruz. GMK Bulvarı 114/9 Maltepe/ANKARA 

SANAT

Sinema

Genç Akademisyenler

YÖNETİM
FAALİYETLER

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Anket

İstatistikler

Ziyaretçi: 429755

Kimler Çevrimiçi

Syndicate